Kırmızı bir gün
Kırmızı bir gün daha
Kıpkırmızı.
Gözümü alamayacağım kadar uyuşturucu bir gün daha.. Bi yerlere gitsem bi yerlerde kalsam bi şeyler yapsam uzun zamandır yapmadığım,veya yapmam dediğim…dağıtsam. Dağılsam. Kendimi unutsam. “yarın bi şey yapıcaktım ama? Oof neyse…” hiç kızmayacağım,sinirlenmeyeceğim. Takıntım yok. Takıntım yok…. Benim hiiiiç takıntım yok.
Kırmızı bir gün daha
Kıpkırmızı.
Gözümü alamayacağım kadar uyuşturucu bir gün daha.. Bi yerlere gitsem bi yerlerde kalsam bi şeyler yapsam uzun zamandır yapmadığım,veya yapmam dediğim…dağıtsam. Dağılsam. Kendimi unutsam. “yarın bi şey yapıcaktım ama? Oof neyse…” hiç kızmayacağım,sinirlenmeyeceğim. Takıntım yok. Takıntım yok…. Benim hiiiiç takıntım yok.
rusalka
rusalka'yı izledikten hemen sonra, ALISA'yla yaşamak ne güzel olurdu dedim ve onu polimer kil yardımıyla odama çağırdım. biraz uğraştırıcı oldu, yavruaüzı ve yeşil renk hamurum bitti ama alisa'nın kütüphanemde durup hayatıma eşlik etmesine değerdi. işte ellerimle yarattığım alisa'm....
the science of sleep
rüyamda
gece 11 gibi bizim mahalledeki kırtasiyeye(?) gidiyorum mürekkep almaya. kırtasiyeden eve dönerken hemen köşede melikeyi gördüm. elinde koca bi çanta bi yere gidiyor. nereye gidiyosun bu saatte ve bizim burda ? dedim, izmite gidiyorum, babam buraya bıraktı dedi :) kızım delimisin bu saatte izmit mi olur, yürü bize gidiyoruz bizde kalıyosun ve sabah gidiyosun izmite dedim. bu gülmeye başladı :) ehe ehe geliim mi ya dedi. gel tabi manyak dedim :) kol kola girip bize gittik.
the end.
gece 11 gibi bizim mahalledeki kırtasiyeye(?) gidiyorum mürekkep almaya. kırtasiyeden eve dönerken hemen köşede melikeyi gördüm. elinde koca bi çanta bi yere gidiyor. nereye gidiyosun bu saatte ve bizim burda ? dedim, izmite gidiyorum, babam buraya bıraktı dedi :) kızım delimisin bu saatte izmit mi olur, yürü bize gidiyoruz bizde kalıyosun ve sabah gidiyosun izmite dedim. bu gülmeye başladı :) ehe ehe geliim mi ya dedi. gel tabi manyak dedim :) kol kola girip bize gittik.
the end.
uğur dündar'ın sunduğu haber programına katılan levent kırca ve müjdat gezen, çok keyifli sohbet ettiler ve annemle salonun kanepesinde uzun zamandır bu kadar güldüğümüz olmamıştı. neden bunu anlatıyorum? çünkü uzun zamandır kimse aziz nesin'den bu kadar bahsetmemişti. levent kırca ve müjdat gezen aziz nesin hakkında bir sürü şey anlattılar. özellikle sivas katliamını. içim rahatladı resmen. aziz nesin unutuldu diyordum ama ulusal kanalda, haber bülteninde aziz nesin'den bahsedilince derin bir ohh çektim. sivas katliamıyla ilgili de söyleyecek bir kaç sözüm var...aziz nesin!i bahane göstererek, o an madımak otelinde bulunan alevileri, yazarları, şairleri, ÖTEKİ'leri öldürmek istiyorları. hadi bunu (malesef) anlıyorum da, oteldeki masum aileler,çocuklar,tam 37 kişiyi ateşe verip öldürdüler. bir de olayın üstüne, madımak otelini et lokantası yapıp, alevle yaktıkları 37 can gibi, alevle pişirdikleri etleri zevkle yediler. bildiğim kadarıyla da hala dönerci olarak işletiliyor.
aydınları katletmek isteyen,oteli ateşe verirken aziz nesin'e "şeytan aziz, sivas'dan ölün çıkacak" diye bağıran faşistler; aydınların yaydığı ışığı alevle söndüremeyeceğinizi bilmiyor muydunuz?
Etiketler:
AZİZ NESİN
siyad ödülleri
herkeslere iyi pazarlar dileyerek mevzuya giriyorum. efendim, kahvaltıda televizyon kanallarını dolaşırken bir magazin bülteninde SİYAD ÖDÜL TÖRENİ'ne denk geldim.Henüz tamamını izleyememiş olsam da, Cem Yılmaz denen soykanın, törenin sunuculuğunu yaptığını görecek kadar izlemiş oldum. tabi program magazin programı olduğu için, cem yılmazın absürd esprilerini izledik bol bol. içim cız etti değerli dostlar.
zeki demirkubuz, yeşim ustaoğlu,reha erdem,derya alabora,atilla dorsay,suzan avcı,türkan şoray gibi (benim için) mühim şahısların bulunduğu bir salonda, oscarvari sululukların yaşanacağı bir hava yaratmak için sulu bir sunucu seçilmiş efenim. cem yılmaz. yahu, cem yılmaz çok iyi bir komedyen olabilir. çok iyi bir stand-up adamı olabilir, çok iyi bir karikatürist olabilir. ama iyi bir sinemacı veya iyi bir sunucu kesinlikle olamaz. cem yılmaz'ın orada işi neydi allaaşkına? siyad kurulu için "ben sizin bulunduğunuz sinemada frigo satarım" demesi, bu gerçeği kendisinin de bildiği anlamına geliyor olsa da, bu, sunuculuk eğitimi alıp yıllarca bu işe emek vermiş ve şuan işsiz olan insanların yerini doldurup onların hak ettiği parayı almasını haklı göstermez. bu cem yılmazı, bu çocuğu şımarttık. sinema ödülleri sahnesine çıkıp (ve yine para kazanmasıyla dalga geçmek için kürkle çıkıp) amatör-profesyonel sinemacılarla dalga geçmesi hiç hoş değildi. yaptığı espriler de ancak cem yılmaz kafasına sahip insanların gülebileceği esprilerdi. bence törenin öneminin içine sıçtı. cem yılmaz, keşke karikatürist olarak kalsaydın....
42. SİYAD Ödülleri
En iyi film: Hayat Var
Yönetmen: Reha Erdem (Hayat Var)
Cahide Sonku en iyi kadın oyuncu: Binnur Kaya (Vavien)
Erkek oyuncu: Nadir Sarıbacak (Uzak İhtimal)
Yardımcı kadın oyuncu: Büşra Pekin (Neşeli Hayat)
Yardımcı erkek oyuncu: Settar Tanrıöğen (Vavien)
Mahmut Tali Öngören en iyi senaryo: Engin Günaydın (Vavien)
Görüntü yönetimi: Florent Herry (Hayat Var)
Müzik: Atilla Özdemiroğlu (Vavien)
Kurgu: Reha Erdem (Hayat Var)
Sanat yönetimi: Elif Taşçıoğlu (Vavien)
Belgesel: 5 No’lu Cezaevi (Çayan Demirel)
Kısa film: Cennette de Ölüm Var (Savaş Baykal)
Ahmet Uluçay umut ödülü: Melih Selçuk
Onur ödülleri: Sezer Sezin, Süleyman Turan, Vedat Türkali
Tuncan Okan emek ödülü: Atilla Dorsay
En iyi yabancı film: Açlık-Hunger (yön: Steve McQueen, ithalatçı: Kuzey Film)
(Kültür Sanat)
zeki demirkubuz, yeşim ustaoğlu,reha erdem,derya alabora,atilla dorsay,suzan avcı,türkan şoray gibi (benim için) mühim şahısların bulunduğu bir salonda, oscarvari sululukların yaşanacağı bir hava yaratmak için sulu bir sunucu seçilmiş efenim. cem yılmaz. yahu, cem yılmaz çok iyi bir komedyen olabilir. çok iyi bir stand-up adamı olabilir, çok iyi bir karikatürist olabilir. ama iyi bir sinemacı veya iyi bir sunucu kesinlikle olamaz. cem yılmaz'ın orada işi neydi allaaşkına? siyad kurulu için "ben sizin bulunduğunuz sinemada frigo satarım" demesi, bu gerçeği kendisinin de bildiği anlamına geliyor olsa da, bu, sunuculuk eğitimi alıp yıllarca bu işe emek vermiş ve şuan işsiz olan insanların yerini doldurup onların hak ettiği parayı almasını haklı göstermez. bu cem yılmazı, bu çocuğu şımarttık. sinema ödülleri sahnesine çıkıp (ve yine para kazanmasıyla dalga geçmek için kürkle çıkıp) amatör-profesyonel sinemacılarla dalga geçmesi hiç hoş değildi. yaptığı espriler de ancak cem yılmaz kafasına sahip insanların gülebileceği esprilerdi. bence törenin öneminin içine sıçtı. cem yılmaz, keşke karikatürist olarak kalsaydın....
42. SİYAD Ödülleri
En iyi film: Hayat Var
Yönetmen: Reha Erdem (Hayat Var)
Cahide Sonku en iyi kadın oyuncu: Binnur Kaya (Vavien)
Erkek oyuncu: Nadir Sarıbacak (Uzak İhtimal)
Yardımcı kadın oyuncu: Büşra Pekin (Neşeli Hayat)
Yardımcı erkek oyuncu: Settar Tanrıöğen (Vavien)
Mahmut Tali Öngören en iyi senaryo: Engin Günaydın (Vavien)
Görüntü yönetimi: Florent Herry (Hayat Var)
Müzik: Atilla Özdemiroğlu (Vavien)
Kurgu: Reha Erdem (Hayat Var)
Sanat yönetimi: Elif Taşçıoğlu (Vavien)
Belgesel: 5 No’lu Cezaevi (Çayan Demirel)
Kısa film: Cennette de Ölüm Var (Savaş Baykal)
Ahmet Uluçay umut ödülü: Melih Selçuk
Onur ödülleri: Sezer Sezin, Süleyman Turan, Vedat Türkali
Tuncan Okan emek ödülü: Atilla Dorsay
En iyi yabancı film: Açlık-Hunger (yön: Steve McQueen, ithalatçı: Kuzey Film)
(Kültür Sanat)
20 million miles to earth
ahahaha canavar çok komik bunu izlemeniz lazım :) bilimadamları venüs gezegenine ilk yolculuğu yaparlar ve oradan cenin halinde bir yaratık getirirler. dönüşte kaza yapıp denize düşen roketten sadece bir bilimadamı canlı kurtulur o da, sicilyalı balıkçılar sayesinde:) balıkçının küçük oğlu cenin halindeki yaratığı bulur ve onu bir zooloğa satar :) zoologun karavanında hızla büyüyen yaratık roma'ya kaçıp COLLEZIUM'u yerle bir eder. çok komik çok....yaratığın güya ciğeri yok ama soluk alıp veriyor :) muhteşemdi...
http://rapidshare.com/files/80856114/20mmte.part1.rar
http://rapidshare.com/files/80867022/20mmte.part2.rar
http://rapidshare.com/files/80868732/20mmte.part3.rar
http://rapidshare.com/files/80871353/20mmte.part4.rar
http://rapidshare.com/files/80879539/20mmte.part5.rar
http://rapidshare.com/files/80886146/20mmte.part6.rar
http://rapidshare.com/files/80889188/20mmte.part7.rar
http://rapidshare.com/files/80890006/20mmte.part8.rar
şifre: ARS
altyazı: http://www.turkcealtyazi.org/sub/45348/20-million-miles-to-earth.html
filmin kapağı : (sağ tıklayıp bilgisayara kaydedince tam boyutunda görünecektir)
http://rapidshare.com/files/80856114/20mmte.part1.rar
http://rapidshare.com/files/80867022/20mmte.part2.rar
http://rapidshare.com/files/80868732/20mmte.part3.rar
http://rapidshare.com/files/80871353/20mmte.part4.rar
http://rapidshare.com/files/80879539/20mmte.part5.rar
http://rapidshare.com/files/80886146/20mmte.part6.rar
http://rapidshare.com/files/80889188/20mmte.part7.rar
http://rapidshare.com/files/80890006/20mmte.part8.rar
şifre: ARS
altyazı: http://www.turkcealtyazi.org/sub/45348/20-million-miles-to-earth.html
filmin kapağı : (sağ tıklayıp bilgisayara kaydedince tam boyutunda görünecektir)
e. allen poe ?
demin enteresan bişey oldu :)
gothic edebiyatın kralı edgar allen poe'nun romanından uyarlanmış HOUSE OF USHER isimli 1960 yapımı filmi indirmiştim. cd'ye yazmak için sağ tıklayıp filmin boyutuna baktım. filmin boyutu tam olarak 666 MB :) POE öteki taraftan bana küçük latifeler yapıyor sanırım...:)
gothic edebiyatın kralı edgar allen poe'nun romanından uyarlanmış HOUSE OF USHER isimli 1960 yapımı filmi indirmiştim. cd'ye yazmak için sağ tıklayıp filmin boyutuna baktım. filmin boyutu tam olarak 666 MB :) POE öteki taraftan bana küçük latifeler yapıyor sanırım...:)
sabah sabah...
aileyle yaşamak ne kadar zor ya...hele yıllarca üniversitede başka şehirde bekar hayatı sürdükten sonra dönüp yine ailenin yanına gelmek...bi taraftan "oooh karnım tok sırtım pek" diyosun, bi taraftan idiot gibi kalakalıyosun evin ortasında. hele bi de kız çocuksan...23 yaşında da olsan fark etmiyo. en azından bizim aile için...
"cennetten de garip film" belgesel projesi için eleman ilanı vermişler. şehirdışı çekimlere katılabilecek, veya post prodüksiyonda yardımı dokunacak stajiyer arıyorlar. okulum bitmedi, evde boş oturuyorum. ileride çok pişman olucam bu günleri değerlendirmediğim için; bunun da farkındayım. başvurdum ilana. hemen cevap da geldi. bir mail daha atıcaz bizi bekle diye. projenin felsefesi de benim düşünce yapıma çok uygun. herşey çok güzel. siya siyabendle beraber yürütülecek bir belgesel projesi. (bkz: http://www.cennettendegaripfilm.com/ )
annemlere anlattım bu iş başvurusu olayını. annem emekli bankacı psikolojisiyle hemen eleştirmeye başladı. yok efendim bu işler sağlam olmazmış, yok efendim ben ne zaman para kazanmaya başlicakmışım, bankacılık gibi garantili bi meslek seçmemişim.dır dır dır....yahu ne zaman set ekibiyle çalıştın da yorum yapabiliyorsun? benim bile ilk olucak diye yorum yapmak istemiyorum. evet, memuriyet gibi ayın 5inde maaş yatmıyo,evet memuriyet gibi eve dönüş saatin yok..ama memuriyet gibi insanı idiotlaştırmıyor da bu da bir gerçek. işin yaratıcı boyutu var. bankacı olup elalemin paralarını hesabını tutmaktansa, az para kazanıp kollektif bi çalışmayla ortaya güzel işler çıkarmak daha zekice bence. ya da daha "benlik"... göğsümü kabarta kabarta, "bu belgeseli biz yaptık, bu bizim emeğimizin ürünü" demek var bunun sonunda. işte o duygu hiç birşeyle ölçülemez. o duygunun değeri güzelliği anlatılamaz...
hala en ufak adımımda annemlerin yorumunu duymak,engellerine takılmak yıpratıcı.... 20 yıl sonra bu günleri özleyeceğimi biliyorum ama şunu da itiraf etmem gerek kendime; 20 yıl sonra bu kadar elim kolum bağlı hissetmeyeceğim için bu günleri anarken içimden bi ses "mazide kaldı,şimdi gülüp geçmek yeter" diyecek...
"cennetten de garip film" belgesel projesi için eleman ilanı vermişler. şehirdışı çekimlere katılabilecek, veya post prodüksiyonda yardımı dokunacak stajiyer arıyorlar. okulum bitmedi, evde boş oturuyorum. ileride çok pişman olucam bu günleri değerlendirmediğim için; bunun da farkındayım. başvurdum ilana. hemen cevap da geldi. bir mail daha atıcaz bizi bekle diye. projenin felsefesi de benim düşünce yapıma çok uygun. herşey çok güzel. siya siyabendle beraber yürütülecek bir belgesel projesi. (bkz: http://www.cennettendegaripfilm.com/ )
annemlere anlattım bu iş başvurusu olayını. annem emekli bankacı psikolojisiyle hemen eleştirmeye başladı. yok efendim bu işler sağlam olmazmış, yok efendim ben ne zaman para kazanmaya başlicakmışım, bankacılık gibi garantili bi meslek seçmemişim.dır dır dır....yahu ne zaman set ekibiyle çalıştın da yorum yapabiliyorsun? benim bile ilk olucak diye yorum yapmak istemiyorum. evet, memuriyet gibi ayın 5inde maaş yatmıyo,evet memuriyet gibi eve dönüş saatin yok..ama memuriyet gibi insanı idiotlaştırmıyor da bu da bir gerçek. işin yaratıcı boyutu var. bankacı olup elalemin paralarını hesabını tutmaktansa, az para kazanıp kollektif bi çalışmayla ortaya güzel işler çıkarmak daha zekice bence. ya da daha "benlik"... göğsümü kabarta kabarta, "bu belgeseli biz yaptık, bu bizim emeğimizin ürünü" demek var bunun sonunda. işte o duygu hiç birşeyle ölçülemez. o duygunun değeri güzelliği anlatılamaz...
hala en ufak adımımda annemlerin yorumunu duymak,engellerine takılmak yıpratıcı.... 20 yıl sonra bu günleri özleyeceğimi biliyorum ama şunu da itiraf etmem gerek kendime; 20 yıl sonra bu kadar elim kolum bağlı hissetmeyeceğim için bu günleri anarken içimden bi ses "mazide kaldı,şimdi gülüp geçmek yeter" diyecek...
Creature from the Black Lagoon (1954)
Türkçeye "kara gölün canavarı" olarak çevrilmiş film. evet eski bir bilim kurgu filmi olduğu için canavarımız, balık kostümü giymiş bir insan. su altında artistik yüzüşler yapıyor. izlemenizi tavsiye ederim. afiyet olsun :)
http://rapidshare.com/files/81992255/cftbl.part1.rar
http://rapidshare.com/files/81998822/cftbl.part2.rar
http://rapidshare.com/files/82003162/cftbl.part3.rar
http://rapidshare.com/files/82007332/cftbl.part4.rar
http://rapidshare.com/files/82011651/cftbl.part5.rar
http://rapidshare.com/files/82038813/cftbl.part6.rar
http://rapidshare.com/files/82043267/cftbl.part7.rar
http://rapidshare.com/files/82044439/cftbl.part8.rar
şifre : ARS
tr altyazı : http://www.turkcealtyazi.org/mov/0046876/creature-from-the-black-lagoon.html
filmin kapağını da buyrunuz :(sağ tıklayıp farklı kaydedince tam boyutu gözüküyor)
http://rapidshare.com/files/81992255/cftbl.part1.rar
http://rapidshare.com/files/81998822/cftbl.part2.rar
http://rapidshare.com/files/82003162/cftbl.part3.rar
http://rapidshare.com/files/82007332/cftbl.part4.rar
http://rapidshare.com/files/82011651/cftbl.part5.rar
http://rapidshare.com/files/82038813/cftbl.part6.rar
http://rapidshare.com/files/82043267/cftbl.part7.rar
http://rapidshare.com/files/82044439/cftbl.part8.rar
şifre : ARS
tr altyazı : http://www.turkcealtyazi.org/mov/0046876/creature-from-the-black-lagoon.html
filmin kapağını da buyrunuz :(sağ tıklayıp farklı kaydedince tam boyutu gözüküyor)
Etiketler:
film kapakları,
sinema
the war of the worlds 1953
film muhteşem...zaten hemen her filmin orjinali daha güzel, daha doyurucu oluyor. bugün oturdum izledim. 1953'e göre süper görsel efeklere sahip. Gene barry'nin "herşeyi bilen adam" tiplemesi yine oldukça yerinde :)) Barry filmde sadece meteor bilimcisi ama, herşeyden de anlıyor. Byron Haskin'in filmi THE WAR OF THE WORLDS'ü izlemenizi tavsiye ederim.Aşağıda rapid şifresini verdim. uyumlu altyazı da şu :
http://www.turkcealtyazi.org/mov/0046534/the-war-of-the-worlds.html
http://rapidshare.com/files/71632202/war.of.the.worlds.part1.rar
http://rapidshare.com/files/71635639/war.of.the.worlds.part2.rar
http://rapidshare.com/files/71639016/war.of.the.worlds.part3.rar
http://rapidshare.com/files/71643007/war.of.the.worlds.part4.rar
http://rapidshare.com/files/71647426/war.of.the.worlds.part5.rar
http://rapidshare.com/files/71651374/war.of.the.worlds.part6.rar
http://rapidshare.com/files/71656028/war.of.the.worlds.part7.rar
http://rapidshare.com/files/71628827/war.of.the.worlds.part8.rar
pass : ARS
bu da arşivciler için; filmin dvd olarak kapağı : (not: sağ tıklayıp resmi farklı kaydederseniz resim tam ebatıyla görüntülenecektir.)
Etiketler:
film kapakları,
sinema
me-se-ne MSN
hiçbir zaman MSN'i "MESENE" şeklinde okumadım. Bugün aklıma takıldı. Yahu bir sürü insan bunu "mesene" diye okuyor ve biz onlara gülüyoruz. bunun aslı nedir diye düşündüm ve üniversite birinci sınıftayken gördüğümüz türk dili kitabıma baktım. evet yaptım bunu, üşenmedim. türk diline göre, yabancı dildeki kısaltmalar türkçe harflerin okunuşlarıyle okunur. yani "em-e-sen" yanlış, "me-se-ne" doğruymuş. accık utandım kendimden ama insan çelişkiye düşüyor. şimdi ben me-se-ne diye okumaya başlasam insanlar içlerinden "oha yanlış okuyo lağğn" diyip bana çaktırmadan gülerler mi acaba... neyse bir de ekşi sözlüğe bakalım.aşağıda yazanlar ekşisözlükten alıntı:
"... hoş görülemeyecek bir tutum ise, kısaltmaların türkçedeki harf adlarına göre değil de, ingilizcedeki harf adlarına göre okunmaları ve gelen eklerin de buna göre getirilmesidir.
gta’den etkilendiler adam öldürdüler (pcworld, kasım 2003, 188).
adsl’in durumuna kısaca bir göz atalım… (pcworld, kasım 2003, 138).
… bu ay ben de evdeki bağlantımı adsl’e taşımaya karar verdim. (pcworld, kasım 2003, 139).
4.800 dpi’da mürekkep baskı (chip, eylül 2003, 42).
spam’i 18. yüzyıl metotlarıyla durdurun (pcworld, kasım 2003, 144).
bu örneklerdeki kısaltmalar, özel ad dahi olsalar türk alfabesindeki harf adlarına göre okunmalıdır. her şeyden önce kısaltmaların terimin türkçesinin baş harflerine göre olması gerekmektedir. özel ad biçimindeki kısaltmalar ile türkçesi bulunmayan terimlerin kısaltmasına da, son harfin türkçedeki seslendiriliş durumuna göre ekler getirilmelidir: gta’dan (okunuşu ge-te-a-dan), adsl’ye (okunuşu a-de-se-le-ye) ve adsl’nin (okunuşu a-de-se-le-nin), dpi’de (okunuşu de-pe-i-de)… bir hece oluşturan kısaltmalar ise türkçedeki okunuşa göre ek almalıdır: spam’ı.
gta’den etkilendiler adam öldürdüler (pcworld, kasım 2003, 188).
adsl’in durumuna kısaca bir göz atalım… (pcworld, kasım 2003, 138).
… bu ay ben de evdeki bağlantımı adsl’e taşımaya karar verdim. (pcworld, kasım 2003, 139).
4.800 dpi’da mürekkep baskı (chip, eylül 2003, 42).
spam’i 18. yüzyıl metotlarıyla durdurun (pcworld, kasım 2003, 144).
bu örneklerdeki kısaltmalar, özel ad dahi olsalar türk alfabesindeki harf adlarına göre okunmalıdır. her şeyden önce kısaltmaların terimin türkçesinin baş harflerine göre olması gerekmektedir. özel ad biçimindeki kısaltmalar ile türkçesi bulunmayan terimlerin kısaltmasına da, son harfin türkçedeki seslendiriliş durumuna göre ekler getirilmelidir: gta’dan (okunuşu ge-te-a-dan), adsl’ye (okunuşu a-de-se-le-ye) ve adsl’nin (okunuşu a-de-se-le-nin), dpi’de (okunuşu de-pe-i-de)… bir hece oluşturan kısaltmalar ise türkçedeki okunuşa göre ek almalıdır: spam’ı.
ADSL, türk telekomun reklamlarında bile ey-di-es-el diye okunuyor sanırım di mi? gerçi bunun tartışmasını yapacak durumda değiliz, zira konuştuğumuz 100 kelimeden 40 ı ingilizce. çünkü ingilizce heryerde ve türkçeye çevrilemeyecek kadar yoğun ingilizce özel isimlerle doluyuz. ama en azından kısaltmaları türkçe okumak gerek. burdan "msn" e "me-se-ne" dediği için dalga geçtiğim tüm arkadaşlarımdan özür diliyorum ya kusura bakmayın varmış bi bildiğiniz...
alice in wonderland !
süpersonik insan, dostum cansu'nun bana doğumgünümde aldığı alice posterimi sonunda çerçevelettim !! tekrar teşekkür ederim cansu, odam bambaşka oldu posteri asınca !
film kapakları
filmleri internetten indirip dvd'ye yazıp, bir de üstüne filmin dvd cover'ının çıktısını alıp kendi arşivimi oluşturmaya başlayalı neredeyse 3 ay oluyor... fekat, bazı filmlerin dvd kapakları internette bulunmuyor. arıyorum tarıyorum, belki cd kapağını bulabiliyorum ama dvd kapaklarını bulamıyorum. durum böyle olunca, kedni dvd kapaklarımı kendim tasarlamaya çalışıyorum. şuana kadar yaklaşık 20 filmin dvd kapağını kendim tasarladım.
FOREIGN MOVIES isimli siteden bir sürü ödüllü kısa animasyon indirmiştim.bunları 5'er 6'şar olarak bir cd ye yazıp, part-1 part-2 olarak ayrı ayrı arşivledim. tabiki kendi uydurma animasyon arşivlerim olduğu için bunların da kapaklarını kendim tasarlamam gerekiyor. bugün ilk partın kapağını tasarladım. bir de kendi tasarımlarıma ait logo yapıştırdım üzerine.
bu,kendi uyduruk tasarımlarım arasında en güzeli oldu. dayanamadıp bu cover'ı herkeşle paylaşıyorum :)
FOREIGN MOVIES isimli siteden bir sürü ödüllü kısa animasyon indirmiştim.bunları 5'er 6'şar olarak bir cd ye yazıp, part-1 part-2 olarak ayrı ayrı arşivledim. tabiki kendi uydurma animasyon arşivlerim olduğu için bunların da kapaklarını kendim tasarlamam gerekiyor. bugün ilk partın kapağını tasarladım. bir de kendi tasarımlarıma ait logo yapıştırdım üzerine.
bu,kendi uyduruk tasarımlarım arasında en güzeli oldu. dayanamadıp bu cover'ı herkeşle paylaşıyorum :)
Etiketler:
film kapakları
firar etme ne olur, kokla, senin de olur !
merhaba. bu görmüş olduğunuz kişi, emektar oda arkadaşım KAPTAN. kendisi 2 yaşında. hobileri, tuvalet kağıtlarından yatak yapmak ve kafesinden kaçıp evin çeşitli köşelerine kaka yaparak benimsediği noktaları işaretlemek. en sevdiği yemekler, keçiboynuzu ve ezine peyniri.
bugün kahvaltıdan sonra, pc başına geçip keyif yapayım dedim. "geçmişten günümüze en iyi bilim kurgu klasikleri" başlıklı bir forumdan indirdiğim filmlere altyazı arayacaktım. bir yandan kahvemi yudumlarken bir yandan da radyo eksen dinleyecektim. mutfağa gidip kahve yapmak için rasgele bir fincan seçtim. arkadaşım elif'in ayvalık'tan getirdiği "türkiye" yazılı turist kupası geldi elime. bu kupanın hikayesi vardı. içim bi cız etti.
elif'in eski sevgilisi kaan'ın kupasıydı bu. elif ayvalıktan dönüp bize kupaları hediye ettiği gün hep beraber benim evdeydik. yedik, içtik, eğlendik...ertesi hün herkes giderken kendi kupasını özenle gazete kağıtlarına sarıp yanında götürürken, kaan efendi sevgilisinin kendisine kupa almış olduğunu unutup seyirterek çıkıp gitmişti evden. elif rica etmişti ; "deniz, bi ara kaan'ın kupasını da getirirmisin buluştuğumuzda"... ben götürmemiştim. ya da zamanım olmamıştı. çünkü elif'le kaan o dönem kavga edip ayrılmışlardı. kaan'ın hediyelik kupası, kadın anamın herşeyden habersiz yıkadığı diğer kupalarla beraber, ekmekliğin altındaki dolapta, benim hediyelik kupamın hemen yanında yerini almıştı.
hatıralarla dolu turist kupasına kahveyi doldurup odama geçtim. bilgisayarı açtım ve bilim kurgu filmlerimle ilgilenmeye başladım. bir anda KAPTAN aklıma geldi. zavallım ben burda keyif çatarken kafesinde yalnız ve çaresizdi. hemen mutfağa seyirtip bir tutam maydonoz kaptım. onu biraz olsun neşelendirmeli, bu soğuk pazar sabahında en sevdiği yiyeceklerden birini hediye edip, ağzını tatlandırmalıydım. fekat o da neydi? kafesin kapısına önlem olsun diye iliştirdiğim tel ve mandal yerinden çıkarılmış,yere atılmıştı., kapı hunharca açılmıştı ve kaptan her zamanki yerinde yoktu...canım oğluşum neredeydi? nereye saklanmış olabilirdi? odadan hiç çıkmamıştı bundan emindim. çünkü sabah uyandığımda kaptan yatağında yatıyordu ve mutfağa giderken de gelirken de alışkanlıktan odamın kapısını kapalı tuttum. hiç açılmamıştı kapı.fakat yine de ben odadan çıkınca kaçmıştı kaptan. hain planlar peşindeydi. belki de kafesin kapısındaki mandalı ve teli dün gece ben uyurken sökmüştü. benim odadan çıkmamı bekliyodu. ben gidince mandal engeli kalkmış olan kapıyı güçlü bir burun darbesiyle ittirdi ve çıktı. peki buraya kadar tamam. ama nereye gitti? planı neydi? girdiği delik her neresiyse onu oradan ne çıkartabilirdi?
evet ! kaptan'ı saklandığı yerden çıkaracak şeyi bulmuştum. onu en zayıf noktasından vuracaktım ! buna asla dayanamayacaktı! KESİF PEYNİR KOKUSU! her nerede olursa olsun bu kokuyu duyunca fişek hızıyla çıkacak ve peynire ulaşacaktı. hemen mutfağa seyirttim. buzdolabından annemin börek içi içim hazırladığı köy peyniri leğenini kaptım. kokusu gerçekten felaketti. geçtiği her yerde bir buğu bırakıyordu yoğun kesif peynir kokusu. kaptan bu kokuyu duyunca bütün inadını bırakacaktı. bundan adım gibi emindim.
peyniri kaptığım gibi odaya getirdim. yatak ve bilgisayar masası çevresini iyice incelediğim için oralarda olamazdı. daha çok kütüphane tarafından şüpheleniyordum. duvara monte olan kütüphane yerinen asla kımıldamıyordu. bir milim bile oynamıyordu. eğer kaptan kütüphanenin arkasındaysa onu oradan çıkartabilecek tek şey yine kendisiydi. öyleyse peynir leğenini kütüphanenin yakınlarına koymalıydım. böylece kaptan kokuyu alır almaz çıkacaktı.
peyniri kütüphanenin önüne koydum ve beklemeye başladım. gözümü peynirden ayırmıyordum. daha doğrusu ayıramıyordum. hem kokusu hem bembeyaz rengiyle insanı hipnoz ediyordu. ayrıca leğenin kenarına iliştirilmiş maydonozlar da cabasıydı. yeşil de beyazın içine karışınca bakmalara doyum olmuyordu adeta. fakat bir süre sonra odamı keçi poposu kokusu sarmaya başladı. bir peynir bu kadar mı kötü kokabilirdi? pencereyi açtım. dışarısı kardan bembeyaz olmuştu. pencereden gelen kar soğuğu bile kokuyu bastırmaya yetmedi. kaptan henüz yerinden çıkmamıştı. bir sigara daha yaktım. belki de pencereden gelen temiz hava kokusu kaptanın aklını karıştırmıştı. ama pencereyi kapatamazdım. bu bana işkence olacaktı. pencereyi kapamasam bile odada hakim olan bu kesif koku kaptanı çoktan uyarmış olmalıydı...ama kaptan inadına devam ediyo gibiydi. hala ortaya çıkmamıştı.
belki girdiği delikte uyuyakalmıştır diye düşündüm. hamster'lar yaşlandıkça tüm günlerini uyuyarak geçirirler. kaptan da genelde gündüz uyur, gece 12 gibi kalkar ve sabah 7 ye doğru tekrar uyurdu. peki öyleyse, uyanması ve peynirin kokusunu alması için gece 12 yi mi bekleyecektim? peyniri buzdolabına geri götürebilirdim. fakat kaptan arada uyanırsa ve kokuyu almazsa geri uyurdu ve bu ihtimal bir riskti. peyniri geri götüremezdim. peki tüm gün o peynir odamda mı kalacaktı? saat geceyarısını vurduğunda benim halim ne olacaktı?...

yaklaşık bir saat boyunca kaptandan haber alamadım. kütüphaneye dömelerek kulağımı dayadıysam da hiçbir tıkırtı duyamadım. keçi peynirini küçük küçük bölüp kütüphanenin giriş çıkışlarına yerleştirdim. karanlık bir köşede uyuyakalmış olma ihtimaline karşın, kütüphanenin suntalarına vurmaya başladım. bir taraftan suntalara vururken bir taraftan da "kaptaan oğluumm" diye sesleniyordum. böylece çıkardığım sesler onu uyandıracaktı. uaynınca burnuna gelen kesif kokuyu farkedecekti ve dışarıyı kontrol etmek için oradan çıkacaktı.
yaklaşık 10 dakika gürültü yaptıktan sonra tıkırtılar duymaya başladım. evet, kaptan içerideydi ve tahmin ettiğim gibi uyuyakalmıştı. ama şimdi gürültülerimden uyanmıştı ve kokuyu almıştı. sağa sola koşturup çıkışı arıyordu. uyku sersemi olan yaşlı hamster'ların gözleri çok iyi göremez. kaptan'da büyük ihtimalle suntalara çarparak yolunu arıyordu. derin bi "ohhhhh" çektim.en azından yaşıyordu. annelik güdülerimle, "yaşadığını bilsem yeter" dedim. ama yetmedi. oradan çıkmalıydı yoksa rahat edemezdim. bu yenilgiyle yaşayamazdım.

kısa bir süre sonra planım tıkır tıkır işlemeye başladı. kaptan peynirin kokusuna dayanamamıştı ve kütüphane gerisinin çıkışında küçük ve kıllı kafası belirdi. "ehe ehe" diye gülmeye başladım. uyku sersemi gözleriyle şehla şehla peyniri arıyordu. hedefi gördü. peynire uzandı. peyniri dişledi. oldukça yavaş hareket ediyordu.
o sırada fotoğrafını çekmeye çalışıyordum. benim fotoğraf yakalamakla uğraştığımı farkedince hızlı bir hamleyle peyniri kapıp tekrar çıktığı deliğe girdi. makineyi bırakıp kendi alnımı karışladım. ne yapmıştım... kafasını çıkarmışken onu kıskıvrak yakalayabilirdim fekat tüm dikkatimi fotoğraf makinesine vermiştim. hemen keçi peyniri leğeninden küçük bir parça daha kopardım. açgözlü kaptan, ikinci bir dilim peyniri reddetmeyecekti. yeniden peyniri çıkışa yerleştirdim.fotoğraf makinemi hazırladım ve beklemeye koyuldum.
tahmin ettiğim gibi, kaptan ikinci peynir için harekete geçmişti. planı aynıydı : peyniri kapıp içeri kaçmak. fakat bu sefer ben daha bilinçliydim. ikinci peyniri almak için kafasını delikten çıkarttığında, çaktırmadan peyniri biraz daha uzağa aldım. kaptan kafasını biraz daha çıkardı ve ben peyniri biraz daha uzağa çektim. böyle böyle derken kaptan ondan uzaklaştırdığım peynire ulaşabilmek için neredeyse tüm vücudunu dışarı çıkarttı.bu sırada peyniri de ağzına aldı. çevik bir hareketle çıktığı deliğe doğru döndü. ben de akabinde elimle deliği kapattım. kaptan şimdi tuzağıma düşmüştü. çaresiz ve yapayalnız kalmıştı. şaşırmıştı. zekiydim.
ağzında kalıp keçi peyniri, uykusuzluktan şaşırmış gözleri, ve ucundan minik bir parça bok çıkmakta olan poposuyla, saklandığı yere geri dönmeye çalışırken çok sevimli gözüküyordu. minik burun darbeleriyle deliği kapamış olan elimi ittirmeye çalıştı. bunu yaparken ağzındaki peynirin bi kısmını elime sürdü.

fakat elimi ordan çekmediğimi, bunu başaramayacağını anlayınca yenilgiyi kabullenircesine bana baktı. durdu. bi süre düşündü. ağzındaki bu ağır yükle ne kadar çevik olabilirdi? peyniri asla bırakmazdı. yenilmişti, bari bu savaştan ganimetlerle çıkabileydi...
ağzındaki keçi peyniriyle oradan oraya koşturmaya başladı. eski mekanı olan kalorifer peteğine yöneldi. fakat artık orası güvenli değildi. bir bana bir kalorifer peteğine bakıyordu. peyniri kaybetmemek için ağzına soktu. küçükken yeşil eriği yanağımızda bekletip orayı şişirdiğimiz gibi peyniri yanağında bekletiyordu. yanağı kocaman olmuştu şimdi. dışarıdan dokunulduğunda içinde bir peynir olduğu hissedilebiliyırdu.
onun bu salak haline daha fazla dayanamadım. yumuşacık tüylerine dokundum. "bi daha beni üzmezsin artık" dedim. yüzüme öylece bakıyordu. o bakışlar tüm kavgaları tüm ayrılıkları tüm terkedişleri bir anda silip attırabilirdi. masumcana. sevgi dolu. o anda affettim beni bırakıp kaçan oda arkadaşımı. öptüm öptüm öptüm...dayanılır gibi değildi.
hemen kafesine geri koydum. zavallım susamıştı. kana kana su içti. mutfaktan yürüttüğüm maydonozu kafesine koydum. bana geri dönmesinin ödülüydü. maydonozu hemen yemedi. hala yüzüme bakıyordu. bir açıklama bekler gibiydi. ona haksızlık etmiş olabilirdim. arada evden çıkıp yalnız kalmaya kafasını dinlemeye hakkı vardı. bu hakkını elinden almış gibi oldum. bundan sonra ilişkimiz ne olacaktı? herşeyi unutup eskisi gibi mi devam edecektik? bunu başarabilecek miydik? beklediği açıklamayı yapmalıydım. onu daha fazla bekletemedim. bana bakan masum gözlerine odaklanarak şunu söyledim :
firar etme ne olur
kokla senin de olur....
humm..çikin.
okuldan arkadaşımın açtığı umuttepe.net forumundan bi çocuk bana şöyle bi msj atmış :
"çok çikinsin yaw..:P "
tamam. teşekkür ederim. biliyorum. da,bi kaç sorum olucak..
1-sen üşenmedinmi benim fotolarıma bakıp bu yorumu yapıp bi de üstüne msj atmaya ?
2-bu bir taktik mi?
3-madem çikinim, neden uğraşıyosun.
erkek milletini anlamak gerçekten zor...
efes.
17 ocak gecesinden kalma iki bira vardı dolapta. efes istanbul dolum. en güzel dolum. cansu-elif-ben gecenin ilerleyen saatlerinde bu ikisini boynu bükük bırakmışız. dün birini içtim yatmadan. demin de mazlum mazlum bakıyodu diğer kalan. içilmesin mi şimdi o? arkamdan ağlamaz mı? ağlar.



_R2-%5BFront%5D-%5Bwww.FreeCovers.net%5D.jpg)



_SCE_R1-%5BFront%5D-%5Bwww.FreeCovers.net%5D.jpg)



















